Sık Kullanılanlara Ekle
Anasayfam Yap



5766 Sayılı Kanunun Geçici 1. Maddesi Anayasaya Aykırıdır PDF Yazdır E-posta
Yazar İbrahim Özbek   
Salı, 28 Aralık 2010 15:00

T.C.

ANTALYA ......... VERGİ MAHKEMSİ

BAŞKANLIĞINA

ANTALYA

 

 

 

DOSYA ESAS NO                                             :  2010/…….   

 

 

 

SAVUNMAYA CEVAP VEREN (DAVACI)  :  ………………………..LTD.ŞTİ.                                              

                                                                                

 

 

 

KARŞI TARAF (DAVALI)                               :  …… Vergi Dairesi Başkanlığı - Antalya              

 

 

 

 

ADRES  (DAVACI )                                         :   ……………………..ANTALYA

                                                                               

 

 

KONU                                                               :  

                                                                               Davaya, Davalı İdarenin vermiş olduğu savun-

                                                                               maya cevaplarımdan ibarettit.                         

                                                                                        

 

TEBLİĞİ TARİHİ                                            :   ……10.2010

 

 

 

1. ) DAVALI  İDARENİN  DAVA KONUSU  OLAYI  DEĞERLENDİRMESİNE    

       YÖNELİK  AÇIKLAMALARIM :

 

1.1.) Davalı İdare, dava konusu olayı açıklama yaparken, dava dilekçemizin 3. Paragrafında sormuş olduğum 4110 vergi türü kodlu vergi borcunun ödenmesine dayanak teşkil eden Vergi Barışı Kanunu Matrah Artırımı nın kimin tarafından, hangi tarihte yapıldığı, ve ilgili belgede kimin imzasının bulunduğu konusuna hiçbir yanıt vermemiştir.  Yanıt verememesinin nedeni ise, Beni Şahsen ödenmesinden sorumlu tuttuğu 4811 Sayılı Vergi Barışı Kanunu 27.02.2003 Tarih ve aynı tarihli 25033 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesidir. Benim Söz konusu Tüzel kişiliğin Müdürlüğünden ayrılma tarihim ise daha önce 10/10/2002 tarihinde gerçekleşmiştir. Kısacası Vergiyi doğuran olay ın Kanuni düzenlemesi dahi Benim Müdürlükten ayrılış tarihinden çok daha sonradır. Başka hiçbir şeye bakılmaksızın sadece bu idari işlem dahi açıkça yasalara aykırıdır.

 

1.2. ) Davalı İdare, yine dava konusu olayı açıklama yaparken dava dilekçemizde sorduğumuz ödeme vadelerinde benim müdürlük dönemime rastlamayan bu vergilerin kimlere ve hangi tarihte, hangi yolla  tebliğ edildiğine belgeleri ile birlikte yanıt vermemekte ısrar etmiştir.

 

1.3. ) Sayın Mahkemenizce …../2010 tarihinde verilen  kararda, Yürütmenin durdurulması konusunu, davalının birinci savunma dilekçesinin alındıktan sonra veya verilen süre geçtikten sonra incelenmesine karar vermiştir. Ancak Yürütmeyi durdurma talebim hala yerine getirilmemiştir. Davalı İdare ilk savunmasında 4811 S.Kanundan doğan  matrah artışı konusuna açıklık getirmemiştir. Telafisi Güç veya imkansız zararlara uğramamam için Davalı idarenin tekrar savunmasının alınmasını beklemeksizin Yasalara aykırı olduğu açıkça anlaşılan söz konusu ödeme emirlerinin Sayın Mahkemenizce yürütmesinin durdurulması   talebimizin 2577 S.Kanun gereğince  yerine getirilmesi gerekmektedir.

 

 

2. ) DAVALI DAİRENİN YASAL DAYANAKLARINA YANITLARIM :

 

            2.1. ) Davalı İdare “Davacının ilgili dönemle ilgili vergi borçlarından sorumlu olduğu açıktır. “ demektedir ve Seri A sıra No: 2 Tahsilat Genel Tebliği ile ilgili bölüm sunmaktadır.  Ve Limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen alınamayan amme alacaklarından hisseleri oranında şirket ortakları sorumludur demektedir. Ancak Davacı …….. Amme Borçlusu şirketin Ortağı değildir. Dolayısı ile davalı idarenin yasal dayanaklarımız başlıklı 1-2-3-4-5-6-7. Maddelerinde yaptığı savunmaların, şirket ortaklarının şahsi mal varlıklarına yönelik açıklamalar olup dava konusu ile alakası yoktur. Daha sonra, 8. Maddesinin 8. Paragrafında “Buna göre……….Kanuni Temsilciler adına 6183 sayılı amme alacaklarının Tahsil Usulü hakkında kanunun 55. Maddesine göre tanzim edilecek ödeme emri tebliği suretiyle başlanacaktır.Demektedir. Ancak Ödeme Emirleri 6183 S.K. Mükerrer 35. Maddesi uyarınca düzenlendiği açıktır.. Dayanak kabul ettiği ve açıkladığı yasa metni ile, düzenlediği Ödeme emri üzerinde yazılı bulunan yasa metinleri farklıdır. Davalı idare Yasaya uygun ödeme emri düzenlemediğini açıkça belirtmektedir. Bu sebepten dolayı da Yürütmenin durdurulması talebimizin derhal yerine getirilmesi gerekmektedir.

            2.2. ) Davalı Daire savunmasında ısrarla dava konusu olan vergilerin sorumlusunun benim olduğumdan bahisle, benim ödemem gerektiğini bahsetmektedir. Ancak Matrah artışından doğan verginin dönemi önemli değildir. 10/10/2002 günü söz konusu şirkette müdürlük sıfatım kalmamıştır. Vergiyi Doğuran olay 4811 Sayılı Vergi Barışı Kanunu ise 27.02.2003 Tarih ve aynı tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.  Herkesin de bildiği üzere bir Anadolu değimi vardır. Doğmamış Çocuğa don biçmekdiye. Davalı idare aynen bu şekilde yapmıştır. Davalı İdarenin 4811 S.K. yürürlük tarihini ve benim Müdürlük sıfatımın bitiş tarihini kesinlikle bilmediği veya yanıldığı düşüncesinde değiliz. Ancak Kasıtlı veya kasıtsız yapılan yanlış İdari İşlemlere karşı Anayasamız vatandaşları koruma altına almıştır. Gerektiğinde  Bu tür Ödeme Emri düzenleyen Kurum ve kişileri dava yollarının da açık olduğu bilincindeyiz.

 

 

3. ) TARAFIMA DÜZENLENEN ÖDEME EMİRLERİNİN YASAL OLMADIĞINA

       DAİR AÇIKLAMALARIM :

 

            3.1. ) AATUHK’nın 35. Maddesinde(1) 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile limited şirket ortaklarının kamu borcundan sorumluluğunun genişletilmesine yönelik birinci hamle yapıldıktan sonra, 5766 sayılı Kanunla bu sorumluluğun zaman açısından kapsamının genişletilmesine yönelik ikinci hamle yapılmıştır. Bu düzenlemelerden sonra limited şirket ortaklarının sorumluluğu Anayasaya aykırı şekilde Hukuksuzca genişletilmiştir. Ancak İdareler bu sorumluluğun dahi değerlendirilmesini yapılırken sadece AATUHK’nın 35. Maddesini(1) yorumlayarak hatalı sonuçlara yol açabilmektedir. Çünkü limited şirketlerde vergi borçlarından sorumlu olan limited şirket ortaklarının yanı sıra bir de kanuni temsilciler vardır. Üstelik limited şirketlerde kanuni temsilcilerin ve ortakların kamu borçlarından dolayı sorumlulukların kapsamı, niteliği ve derecesi farklı kanunlarda düzenlenmiştir. Bu nedenle bir düzenleme hakkında yorum yapılırken, bunun açık ifadesinin yanında, sistematik yorum olarak ifade edilen; kanunun bütünü ve hukuk sistemi içindeki yeri ile diğer maddelerle olan bağlantıları da dikkate alınarak değerlendirmede bulunulması gerekmektedir. Limited şirketlerde kamu borçlarından ve özellikle vergi borcundan sorumlu olan kanuni temsilciler ve ortakların taşıdıkları sorumlulukların niteliği ve derecesini saptamak, çok yerinde olacaktır. Tüzel kişilerde, vergi borçlarından dolayı sorumluluk öncelikle tüzel kişiliktedir. Bu nedenle, limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği aleyhine takibat yapılmakta ve vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde, limited şirketin kanuni temsilcilerine veya ortaklarına gidilmektedir. VUK’un 10. Maddesi(2) ve AATUHK’nın mükerrer 35. Maddesinde(3) düzenlenen kanuni temsilcilerin sorumluluğu ile AATUHK’nın 35. Maddesinde(1) düzenlenen limited şirket ortaklarının sorumluluğu müşterek ve müteselsil nitelikte olmadığından, limited şirketlerde vergi borcu nedeniyle kanuni temsilciler ve ortaklar fer’i vergi borçlusu durumundadırlar ve kendilerine yüklenen sorumluluk fer’i ya da tali niteliktedir. Nitekim Danıştay kararları da sürekli bu yönde olmuştur.

            Limited şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi alacağı için kanuni temsilci veya limited şirket ortaklarına mı başvurulacağı çıkmazı için limited şirketlerde kanuni temsilciler ve ortakların vergi borcundan dolayı sorumluluğunu düzenleyen VUK’un 10. Maddesi(2) ve AATUHK’nın mükerrer 35. Maddesi(3) ile AATUHK’nın 35. maddesi (1) arasındaki farklılıkların anlaşılması gerekmektedir. Kanuni temsilcilerin vergi borcundan sorumluluğu açısından esas alınması gereken maddeyi tespit edebilmek için, bunları özel hüküm - genel hüküm kriteri açısından incelemekte yarar vardır. Hemen vurgulamak gerekir ki, bir kanun hükmü, bütünü itibariyle genel ya da özel nitelikli olabileceği gibi, sadece bir düzenlemesi veya konuya yaklaşımı itibariyle de genel veya özel nitelikte olabilmektedir.

AATUHK’nın mükerrer 35. Maddesi(3) genel olarak kamu alacakları ile ilgili, VUK’un 10. Maddesi(2) ise sadece vergi ve vergiye bağlı alacaklar ile ilgili hükümler içermektedir. Dolayısıyla, mükerrer 35. maddeye göre 10. maddedeki düzenleme özel nitelik taşımaktadır. Ayrıca, AATUHK’nın mükerrer 35. maddesinin gerekçesinde, VUK’un 10. maddesindeki düzenlemenin dışında kalan alacakların kapsanması amaçlandığı belirtilmiştir. Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Dolayısıyla, gerek yasal düzenlemelere, gerekse yargı kararlarına göre kanuni temsilcilerin vergi borcundan sorumluluğu ile ilgili VUK’un 10. maddesi hükmünün öncelikle uygulanması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

VUK’un 10. maddesi ile AATUHK’nın 35. maddesi özel hüküm - genel hüküm kriteri açısından incelendiğinde ise, iki farklı durum ortaya çıkmaktadır. Bu maddeler kapsamları açısından incelendiğinde; VUK’un 10. maddesi, vergi ve vergiye bağlı alacaklar, AATUHK’nın 35. maddesi ise tüm kamu alacakları ile ilgili olduğundan, VUK’un 10. maddesi özel nitelik taşımaktadır. Buna karşılık, söz konusu maddeler uygulanacak kişiler açısından incelendiğinde; VUK’un 10. maddesi tüm tüzel kişileri kapsar iken, AATUHK’nın 35. maddesi sadece limited şirketleri kapsamaktadır. Bu açıdan da AATUHK’nın 35. maddesi özel nitelikli hükümler içermektedir. Vergi borcundan dolayı kanuni temsilciler ile ortakların sorumlulukları açısından konuya yaklaşıldığında, öncelikle uygulama kapsamı bakımından değerlendirme yapmak gerekmektedir. Bu durumda, vergi borcundan dolayı sorumluluğun derecesini saptamada, öncelikle VUK’un 10. maddesinin esas alınması gerekmektedir. Başka bir ifade ile, vergiyi doğuran olay limited şirketin tüzel kişiliğinde gerçekleşmesine karşılık limited şirketten tahsil edilemeyen vergilerin, öncelikle VUK’un 10. maddesine dayanılarak kanuni temsilcilerden tahsil edilmesi, bunlardan da tahsil edilememesi veya edilemeyeceği anlaşılması halinde ise AATUHK’nın 35. maddesine göre limited şirket ortaklarından alınması gerekmektedir. Dolayısıyla, limited şirketlerin vergi borçlarından dolayı fer’i vergi borçlusu olarak, kanuni temsilciler ikinci derecede sorumluluk taşırken, ortakların sorumluluğu üçüncü derecede kalmaktadır. Bu durumda,  

            3.2.)  1998-1999-2000-2001 DÖNEMLERİNE AİT 2003 YILINDA  MÜKELLEFİN KENDİ RIZASI İLE DÖNEMİN YENİ KANUNİ TEMSİLCİSİ VEYA ORTAĞI VASITASI İLE YAPILAN VERGİ BARIŞI MATRAH ARTIŞI VERGİSİNDEN 10/10/2002 YILINDA MÜDÜRLÜKTEN AYRILAN VE BU DURUMU TİCARET SİCİLİNDE TESCİL ETTİREREK TİCARET SİCİL GAZETESİNDE YAYINLATAN ESKİ MÜDÜR SORUMLU TUTULAMAZ.  Söz konusu vergiler Öncelikle Tüzel Kişilikten, sonra ödeme vadesinde var olan Kanuni temsilciden daha sonrada ortaklardan talep edilmesi gerekmektedir.

 

            4.) DAVALI İDARENİN KANUNİ DAYANAK SAYDIĞI 5766 SAYILI KANUNUNUN HUKUKA VE ANAYASAYA AYKIRILIĞI YÖNÜNDEKİ AÇIKLAMALARIMIZ. :

 

            4.1. ) AATUHK’nın 35. maddesine göre limited şirket ortaklarının kamu alacaklarından dolayı sorumluluğunun “sermaye payları oranında” olacağı belirtilmiştir. 5766 sayılı Kanunla bu sorumluluğun kapsamının genişletilmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

Anayasaya ve Hukuka aykırıca yapılan Bu düzenlemelerden birincisi, limited şirket ortaklarından payını devreden ortağın da devir öncesi kamu alacaklarından devralan ortak ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmasını sağlayan düzenlemedir. İkincisi ise, kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda ortakların farklı kişiler olması halinde, bunların da  kamu alacağından müteselsilen sorumlu tutulmasını sağlayan düzenlemedir. 06/06/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 Sayılı Kanundan önce limited şirket ortaklarının paylarını devretmesi ve bunun ticaret sicilinde tescil edilmesi sorumluluğu kaldırıcı etki yapmakta ve sorumluluk payı devralan yeni ortağa geçmekte iken, yeni düzenlemeden sonra artık eski ortağın dönemindeki kamu borçlarından eski ortak ve yeni ortak müteselsilen sorumlu olacaklardır. Yine eskiden limited şirket ortakları kendi dönemindeki borçlardan sorumlu tutulurken, yeni düzenlemeden sonra kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı ortakların bulunması halinde bunlar da kamu alacağından müteselsilen sorumlu tutulacaklardır.

        4.2. ) Bilindiği gibi, vergi hukukunda külfet artırıcı hükümlerin uygulanması, ancak yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki vergilendirme dönemleri için mümkündür(4). Bu nedenle, yapılan değişiklikler 5766 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 06.06.2008 tarihinden sonraki dönemlere ait doğmuş kamu alacakları için uygulanması gerekmektedir. 

4.3. ) Bu nedenle, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan 5766 Sayılı Kanun’un, bu kanunla 6183 sayılı kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanacağını öngören geçici 1. Maddesi(5) Hatay 1. Vergi Mahkemesi’nin(7) Anayasaya aykırılık gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması ve iptali için başvurusu esastan incelenmek üzere Anayasa Mahkemesinde beklemektedir. Bu konudaki görüşlerimde Hatay 1. Vergi Mahkemesi görüşleri ile aynı doğrultudadır.

Anayasamızın 2.maddesi(6)  Doktrin ve birçok Anayasa Mahkemesi Kararlarında Hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu bilen, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir. Denilmektedir.

Hukuk devletinin temel özelliği, bütün vatandaşlar, hatta vatandaş olmasa bile- ülkesindeki tüm insanlara hukuki güvence sağlamasıdır. Hukuki güvencenin ilk ve en basit şartı ise aleyhteki kanunların geriye yürümemesidir. Oysa, 5766 sayılı Kanunun geçici 1. Maddesi(5) geriye dönük olarak şirket ortakları ve Kanuni Temsilcileri aleyhine YENİ TAKİP KURALLARI KOYMAKTADIR.

Halbuki klasik iktisadın kurucusu kabul edilen Adam Smith’in kısaca Milletlerin Zenginliği diye bilinen o meşhur eserini yayınladığı 1776 tarihinden bu yana geriye yürümezlik ilkesi vergilemede temel bir ilkedir. Hukuk devletinin bir gereği olan aleyhteki kanunların geriye yürümezliği ilkesi, vergi hukukunda Türk doktrininin hiç duraksamadan, ittifakla kabul ettiği bir ilkedir. Hukuka uygun olmayan bir idari işlem kabul edilemez. Hiç kimseden Anayasamızda güvence altına alınan vergi ödevlerini yerine getirmemesi beklenemez. Ancak hiçbir idareci de sırf göze girmek, iş bekletmemek, devlete gelir sağlamak, veya başka sebeplerle konuya en yakın kişilere Hukuk ve yasalara aykırı olarak ödeme emri düzenleyip gönderemez. Nasıl Vergilendirilmiş kazanç Kutsal sa, yasal ve hukuka uygun alınan vergide aynı derece de kutsal sayılır. İdare şunu hiç unutmamalıdır ki her vatandaşımızın kanunları bilmesi, anlaması mümkün değildir. Belki de hakkını arayacak maddi gücü de olmayabilir. Mükelleflerin Kendisinin ve ailesinin yaşantısını ömrünün sonuna kadar etkileyecek olan idarelerin yanlış işlemleri olabilir. Bu nedenlerden dolayı doğru kişiye, yerinde, yasa ve hukuka uygun ödeme emirleri düzenlemeleri gerekir. İdarecilik sadece iş bitirme sanatı değil, Yasalara ve Hukuka uygun hareket etme sanatı olmalıdır.

            5.  ) SONUÇ  VE TALEPLERİMİZ    :

 

                5.1. )  Davalı idarenin Yasalara, Hukuka  Aykırı olarak düzenlediği ödeme emirlerinin davalı idarenin ikinci bir savunmasını beklenmeksizin derhal yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.

           

            5.2. )  Davalı idarenin Yasalara, Hukuka  Aykırı olarak düzenlediği ödeme emirlerinin iptal edilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.

 

            5.3. )  5766 S. K. Geçici 1. Md. Hatay 1. Vergi Mahkemesinin Müracaatı ile Anayasa Mahkemesinde E. 2009/39 esastan incelenmesinin değerlendirilmesine ve sonucunun beklenmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.

 

            5.4. )  Yargılama Giderlerinin davalı İdareye yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.

 

                                                                                                                              ……ANTALYA

 1- 6183 S.K. Md. 35 : Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan(1) amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. (Fıkra 06.06.2008 tarih ve 26898 1. Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kanun ile Eklenmiştir) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. (Fıkra 06.06.2008 tarih ve 26898 1. Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kanun ile Eklenmiştir) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.

2- 213 S.K. Md : 10   Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (3505 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değişen ve 01.01.1989 tarihinden geçerli olarak yürürlüğe giren şekli.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.  Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara alt sorumluluklarını da kaldırmaz.

3- 6183 S.K.  Md : Mük. 35  (4108 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle eklenen ve 2.6.1995 tarihinden geçerli olarak yürürlüğe giren şekli.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.  Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır.  Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Fıkra 06.06.2008 tarih ve 26898 sayılı 1. Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Kanun ile Eklenmiştir) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.  (Fıkra 06.06.2008 tarih ve 26898 sayılı 1. Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Kanun ile Eklenmiştir) Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

4- Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu 03.07.1989 tarih ve E 1988/5 K. 1989/3 Sayılı Kararı.

5- 5766 S.K. Md. : 26   GEÇİCİ MADDE 1 – Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler,    hükümlerin yürürlüğe girdiği    tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır.

6- T.C. Anayasası Md.  2  : Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

7- Anayasa Mahkemesi E. 2009/39  11 Haziran 2009 Perşembe Günü Saat 9.30'da Yapılan Mahkeme Toplantısında.

 NOT    :  BU DAVA KAZANILMIŞTIR

 

bottom