ALFABETİK MENÜ
| Mükerrer 355 Madde Dilekçe Örneği |
|
|
|
| Yazar İbrahim Özbek | ||||||||||||||
| Salı, 03 Ağustos 2010 14:47 | ||||||||||||||
|
ANTALYA NÖBETÇİ VERGİ MAHKEMESİ ELİYLE
YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMLİDİR
OLAY, İDDİALAR VE HUKUKİ DELİLLER : Yaklaşık 1999 takvim yılında personel servisi yapmak amacıyla ............... Plakalı 1969 model bir otobüs aldım. Ancak aracımın 1969 model olması, sık sık arıza yapması ve iş bulamamam nedeniyle bir krize girdim. Fiilen çalışmayı 2001 yılında bıraktım. Otobüsü satmak istedim ancak müşteri bulamadım. 1- DAVAMIN KABULÜ, VE YÜRÜTMENİN DURDURULMASI HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARIM 2577 Sayılı Kanun 5/1 maddesinde “1. Her idari işlem aleyhine ayrı-ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yada sebep–sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir. Denilmektedir. Adıma kesilen cezalar aynı fiillerden doğan ve aynı fiillere verilen usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarıdır, bu sebeple davamız tek dilekçede birleştirilerek açılmıştır. Anayasa ve yasalara açıkça aykırı olan bu İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğacaktır. Bu sebeple 2577 sayılı kanun 27/2 Md. gereğince derhal Yürütmenin durdurulması gerekmektedir. 2- DAVALI DAİRENİN RES’EN MÜKELLEFİYET TERİNİ YAPMAMASI VE USULSÜZLÜK CEZALARININ İPTAL EDİLMESİ KONUSUNDAKİ AÇIKLAMALARIM : Defalarca davalı vergi dairesine gittim. Mükellefiyet terkinimi yapın, ben bu işi fiili olarak yapmıyorum dedim ancak dilekçemi dahi almadılar. Kapanış yaptıramadım. Bu konu ile ilgili olarak ; Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5228 sayılı Kanunla değişik 160. maddesinde, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi durumunda mükellefin (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolunacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği, bu şekilde mükellefiyet kaydının terkin edilmesinin, mükellefin işi bırakmasından önceki dönemlere ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı gibi bu tarihten sonra faaliyette bulunduğunun tespiti halinde de bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye engel teşkil etmediği hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, konuyla ilgili olarak yayımlanan 2004/13 seri no.lu Uygulama İç Genelgesinin I/G-2 bölümünde, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi halinde, mükelleflerin matrahlı ya da matrahsız beyanname verseler dahi, mükellefiyet kayıtlarının terkin edileceği belirtilmiş, I/F bölümünde ise söz konusu İç Genelgede yer alan esaslara uygun olarak mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflerden, faaliyetine başka bir adreste devam ettikleri veya yeniden faaliyete geçtikleri ya da tasfiyeye tabi tutuldukları öğrenilenlerin mükellefiyet kayıtlarının yeniden ihdas edileceği, mükelleflerden, faaliyetlerine başka bir adreste devam ettiği tespit edilenler ile tasfiyeye girdikleri öğrenilenlerin mükellefiyet kayıtlarının, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren, yeniden faaliyete geçtikleri belirlenenlerin mükellefiyet kayıtlarının ise, yeniden faaliyete geçtikleri tarihten itibaren yapılacağı ve mükellefiyetlerinin ihdas edildiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesinin sağlanacağı açıklamasına yer verilmiştir. Türk Vergi Sisteminde Vergi işlemlerinin gerçeği yansıtması esastır. Fiili olarak faaliyette bulunmayan ve faaliyet gösterdiği tespit edilemeyen bir mükellef olmayacağı gibi, res’en terkin edilmesi de en doğru olandır. Bu sebepten dolayı 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5228 sayılı Kanunla değişik 160. Md. Ve 2004/13 seri no.lu Uygulama İç Genelgesinin I/G-2 bölümünde, belirtildiği üzere mükellefiyet terkinimin res’en yapılması ve adıma düzenlenen usulsüzlük cezalarının iptal edilmesi gerekmektedir. 3- ADIMA DÜZENLENEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZALALARININ İPTALİ GEREKTİĞİ KONUSUNDA AÇIKLAMALARIM : Davalı Mesir Vergi dairesi işin kolay yönünü seçmiş hiçbir araştırma, sorgulama yapmadan fiili olarak çalıştığımın tespiti yapılmadan vergi beyannamelerimi elektronik ortamda vermediğimden bahisle hem özel usulsüzlük hem de usulsüzlük cezaları kesmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257. maddesinin 4. fıkrasında; Vergi Usul Kanunu'nun 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konulan itibariyle ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığı'nın yetkili olduğu; mükerrer 355. maddesinde ise, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında özel usulsüzlük cezası kesileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında, bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır. Bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde; bilginin verilmesi için tayin olunan süre içerisinde yerine getirilmemesi, ayrıca eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi halinde ceza hükümlerinin uygulanacağının ilgililere belirtilmesi gerekmektedir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 352/1-1. maddesinde; vergi ve harç beyannamelerinin süresinde verilmemiş olması halinde birinci derece usulsüzlük cezası kesileceği hükmü yer almıştır. Ancak Adıma aynı dönemler ve aynı dayanaklar dahilinde hem özel usulsüzlük hem de usulsüzlük cezaları kesilmiştir. Danıştay 7. Dairesinin 13.11.2007, E: 2005/1204, K: 2007/4633 kararında ise: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Vergi Ödevi”, başlıklı 73’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmek suretiyle, vergi ödeme yükümlülüğünün, Anayasal bir görev olduğu hükme bağlanmıştır. Modern toplumlarda, söz konusu yükümlülük, ortak yaşamın gerektirdiği bir takım giderlerin paylaşılması gerektiği bilinciyle birlikte, aynı zamanda; bir hak olarak kabul edilmektedir. Mevcut Türk Hukuk sisteminde, kişilerin bir takım haklarının kısıtlanması veya belli ödevlerinin yerine getirilmesinin, hak kaybına yol açacak şekilde bazı şekil şartlarına bağlanmasını öngören düzenlemeler, Anayasanın belirlediği sınırlar dahilinde, ancak, yasalarla yapılabilmektedir. Bu sebeple; kanuni zorunluluktan kaynaklanan bir yükümlülüğün ve kanuni ödevlerin yerine getirilmesinin, kanuni müeyyidelere katlanılması sonucunu doğuracak şekilde, belirli şartlara bağlanması yolundaki bir düzenlemenin tebliğ ile yapılması söz konusu olamaz. Aksı düşüncenin, yani, Anayasanın belirlediği sınırlar dahilinde kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun tebliğ ile düzenlenmesinin, kuvvetler ayrılığı rejimine ters düşeceği gibi, fonksiyon gaspına yol açacağı kuşkusuzdur. ” Denilmektedir. Mükerrer 355. madde gereğince, şahsıma bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebligat üzerine söz konusu beyannamelerin belirlenen süre içinde verilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekirken, bu hususa uyulmaksızın adıma kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka ve Anayasa’ ya uyarlık bulunmamaktadır. 4- ÖZEL USULSÜZLÜK CEZALARININ HATALI DÜZENLENDİĞİ KONUSUNDAKİ AÇIKLAMALARIM :
İdare hakkımda düzenlediği Özel Usulsüzlük cezalarının tümünü olayın Vukuu bulduğu takvim yılına ait olan Özal Usulsüzlük cezaları hadlerine göre düzenleyerek hatalı bir işlem yapmıştır kanaatindeyim. Bilindiği üzere Özel Usulsüzlük cezaları durumuma uyan ikinci sınıf tüccarlar için yıllar itibarıyla; 2007 yılı için 640,00 Tl, 2008 yılı için 680,00 Tl, 2009 yılı için 760,00 Tl olarak belirlenmiş ve 2010 takvim yılında ise 500,00 Tl ye indirilmiştir. Cezanın indirilme gerekçesi olarak ta, mükelleflerin ağır krizler içinde oldukları, borçlarını ödeyemedikleri ve cezaların çok ağır olduğundan dolayı indirildiğini düşünmekteyim. Kanunun yürürlük tarihinden sonra mezkur madde ile hüküm altına alınan zorunluluklara uymayan mükellefler hakkında uygulanacak özel usulsüzlük cezalarının yeni tutarların dikkate alınacağı açıkken; 01.08.2009 tarihinden önce işlenmiş olmakla birlikte bu tarihten sonra tespit edilen fiillere ilişkin olarak uygulanacak özel usulsüzlük cezalarının mükelleflerin lehine olan yeni ceza tutarları üzerinden mi yoksa fiilin ilgili olduğu döneme ilişkin tutarlar üzerinden mi kesileceği konusunda tereddüt oluşmaktadır. Bu konuda hangi cezanın kesileceği konusunda yasada açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak; Türk Ceza Kanununun 7’nci maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı ilke 765 sayılı eski Ceza Kanununun 2’nci maddesinde: “ ....Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanun hükümleri birbirinden farklı ise, failin lehine olan kanun tatbik ve infaz olunur” şeklinde düzenlenmişti. Vergi yükümlüsü lehine getirilen yeni hükmün geriye yürütüleceğine dair Ceza Kanunundaki gibi bir genel hüküm vergi kanunlarında bulunmamaktadır. İncelediğimiz ilkenin vergi hukukunda yer alan “mali (idari) nitelikteki suç ve cezalar” ve “ceza hukuku anlamında (adli nitelikte) suç ve cezalar” bakımından ayrı-ayrı değerlendirilmesi varılacak sonuçların daha sağlıklı olması için elzemdir. Ceza Hukuku Anlamında Vergi Suç ve Cezaları: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Özel Kanunlarla İlişki” başlıklı 5’inci maddesinde bu Kanunun genel hükümlerin, özel ceza kanunları içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu çerçevede Vergi Usul Kanununda ceza hukuku anlamında da suç oluşturan fiil ve eylemler açısından mükellefin lehine olan değişikliklerin genel hüküm çerçevesinde geriye yürümesi gerekmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 06.07.2000 Tarihli ve 2000/16 Sayılı Kararı Aşağıdaki Gibidir; VUK. mükerrer 355’inci madde uyarınca kesilecek olan özel usulsüzlük cezaları tutarları 5904 sayılı Kanunla 01.08.2009 tarihinden geçerli olmak üzere indirilmiştir. Mükellef lehine olan bu değişikliğe ilişkin olarak maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen ve tespit edilen cezaya esas fiillere uygulanan özel usulsüzlük cezaları açısından geriye dönük bir işlem yapılması söz konusu değildir.
YASAL DAYANAKLAR : 2577 s.k. 193 s.Kanun 213 S. Vergi Usul Kanunu, 6183 Sayılı Kanun, Diğer kanun , tebliğ ve yönetmelikler.
SONUÇ VE İSTEM : 1- 2577 sayılı kanun gereğince uygulanması halinde telafisi güç zararlar oluşacağından derhal yürütmenin durdurulmasına ve davamın kabulüne karar verilmesine, 2- Mükellefiyet terkinimin res’en yapılmasına karar verilmesini, 3- Davamın konusu kısmında belirtmiş olduğum adıma düzenlenmiş olan vergi ceza ihbarnamelerinin tüm fer’ileri ile birlikte iptal edilmesine (kaldırılmasına) karar verilmesini, 4- Yargılama giderlerinin Davalı daireye yükletilmesine karar verilmesine, Yüce Mahkemenizden Saygılarımla arz ve talep ederim.
Ekleri : 1- 42 Ad Vergi Ceza İhbarnamesi fotokopisi 2- Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına verilmiş ifade tutanağı.
Adres :
NOT : BU DAVA KAZANILMIŞTIR
|



